Son bir hafta içerisinde İstanbul’da yaklaşık 10 farklı vergi dairesini ziyaret ettim. Bir mali müşavir olarak, müşterilerimin derdine derman olabilmek adına icra ve takip servislerinin koridorlarında saatler geçirdim. Her vergi dairesinde geçirdiğim ortalama birer saatlik süre boyunca, gözümün önünde hep aynı burkuk tablo vardı: Bekleyen insanların çok büyük bir kısmı esnaftı...
Daha da acı olanı ise bu insanların önemli bir bölümünün cebinde, tam da o gün ödenmesi gereken ticari çeklerin bulunmasıydı.
E-Haciz: Sadece Bir Tahsilat Değil, Ticari Bir İdam
Bugün vergi borçları nedeniyle banka hesaplarına uygulanan elektronik hacizler (e-haciz), artık sadece bir kamu alacağının tahsil edilmesi meselesi olmaktan çıkmıştır. Karşı karşıya olduğumuz tablo, doğrudan ticaretin sürdürülebilirliğini tehdit eden kitlesel bir ekonomik tıkanıklığa dönüşmüş durumda.
İcra servislerinde sıra beklerken dertleştiğim vatandaşların gözlerindeki en büyük korku, hesaplarındaki bloke yüzünden çeklerini ödeyememekti. Ticari hayatın tozunu yutmuş herkes çok iyi bilir: Bir çekin karşılıksız çıkması, sadece o günkü bir ödeme krizi değildir. O çek arkalandığı yani sokak dili ile yazıldığı an; ticari itibar yerle bir olur, bankacılık sicili lekelenir, kredi puanları sıfırlanır ve o işletmenin finansman kanalları belki bir daha açılmamak üzere kapanma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir.
Yani devlet, vergi borcunu tahsil etmek için koyduğu bloke ile aslında o borcu ödeyecek olan fabrikanın, dükkanın, işletmenin gelecekte gelir üretme kapasitesini, yani kendi vergi kaynağını baltalamaktadır.
Geriye kalan vatandaşların derdi de farklı değil; trafik cezaları, idari para cezaları ve çeşitli kamu alacakları nedeniyle hesaplarına konulan blokelerin kaldırılması için vergi dairesi kapılarında adeta mucize bekliyorlar.
Esnafın İlacı Yeni Kredi Değil, Yeni Bir Yapılandırmadır!
Son günlerde piyasaları canlandırmak adına finansman destekleri ve çeşitli kredi paketleri havada uçuşuyor. Elbette krediye erişim önemlidir ancak gerçeklerden kopmamak gerekir: Banka hesabında bloke bulunan, e-haciz kıskacında can çekişen bir işletmenin kredi kullanabilmesi zaten eşyanın tabiatına aykırıdır. Hadi bir şekilde kullandırıldı diyelim; hesap üzerindeki haciz baskısı kalkmadığı sürece bu desteğin ekonomik hayata zerre kadar pansuman olmayacağı aşikardır.
İşte tam da bu yüzden piyasaların çaresizlikle beklediği ilk radikal adım; geçmişteki 6111 ve 7440 sayılı kanunlara benzer, geniş soluklu ve kapsamlı bir yeniden yapılandırma düzenlemenin acil olarak yapılması ve hayata geçmesidir.
6111 Sayılı Kanun döneminde milyonlarca vatandaş ve işletme kamu borçlarını yapılandırarak ekonomik hayata adeta "yeniden" dahil olmuştu.
7440 Sayılı Kanun da aynı şekilde kamu alacaklarının tahsilatını rekor seviyede artırırken, mükellefe de derin bir nefes aldırmıştı.
Bugün sokakta, sanayide ve çarşıda benzer bir formüle duyulan ihtiyaç, o günlerden çok daha güçlü bir şekilde hissediliyor.
Yabancıya Vergi Avantajı, Yerliye E-Haciz Çelişkisi
Çelişkiler zinciri tam da burada başlıyor. Yakın zamanda yürürlüğe giren 7582 sayılı Kanun ile dışarıdan gelen sermayeyi ve yatırım ortamını desteklemeye yönelik çeşitli vergi avantajları, muafiyetler ve kolaylıklar getirilmiştir. Yabancı sermayeyi ülkeye çekmek, küresel yatırımlara vergisel teşvikler sunmak elbette rasyonel bir ekonomi politikasının parçası olabilir. Ancak dışarıya karşı bu kadar esnek, cömert ve korumacı davranılırken; bu ülkenin kahrını çeken, yıllardır istihdam sağlayan ve tabelasında bu ülkenin adı yazan yerli esnafın banka hesaplarının bloke edilmesi ciddi bir tezat oluşturmaktadır.
Bir tarafta yeni yatırımcıya veya yabancı fona cazip vergi avantajları sunulurken, diğer tarafta ekonominin gerçek omurgasını oluşturan yerli küçük işletmelerin e-haciz kıskacında, adeta kelepçeli şekilde ticaret yapmaya zorlanması adil değildir.
Ekonomik büyümenin kuralı basittir: Yeni sermayeye vergi avantajı sağlamak ne kadar önemliyse, mevcut yerli yatırımcıyı ve esnafı e-hacizle boğmayıp ayakta tutabilmek de o kadar hayatidir.
9 Faizle Taksitlendirme Nefes Aldırmaz, Yükü Zamana Yayar
Peki, 7582 sayılı Kanun kapsamında getirilen 72 aya kadar taksitlendirme imkânı çare olamaz mı? Ne yazık ki hayır. Çünkü bu taksitlendirme formülünde uygulanan yüksek faiz oranları, zaten sermayesi erimiş olan esnaf için yeni bir maliyet uçurumudur.
Bugün dürüst esnafın derdi borcunu inkâr etmek ya da borcun üstüne yatmak değil; mevcut ekonomik iklimde bu borcu "sürdürülebilir" şekilde ödeyebilmektir. Zaten faiz yükü altında ezilen bir işletmeye, borcunu uzun vadeye yayarken bir de yıllık yaklaşık yüzde 39 seviyesinde bir tecil faizi maliyeti yüklemek, yaraya merhem olmaz. Bu durum, nefes aldıran bir düzenleme değil; mevcut ağır yükü daha uzun bir zamana yayarak büyüten bir külfetten öte astım hastaları gibi sürekli nefes almak için nebulizatörlere, inhalerlere (fısfıslar) gibi sürekli olarak solunum egzersiz cihazlarına ihtiyaç duymasından farkı kalmayacaktır.
Son Söz: Kepenk Kapatan Her Dükkan, Hepimizin Kaybıdır
Esnafın ihtiyacı borcu ertelemek ya da ötelemek değil, borcu ödeyebileceği insani şartlara kavuşmaktır. Piyasaların acil beklentisi; tıpkı 6111 ve 7440 sayılı kanunlarda olduğu gibi, gecikme faizlerinin ve amme alacağı cezalarının önemli ölçüde temizlendiği, devletin kasasına sıcak para sokarken mükellefin de ödeme gücünü gözeten adil bir yapılandırma modelidir.
Bugün Anadolu’nun en ücra kasabasından büyük şehirlerin devasa sanayi sitelerine kadar binlerce işletme; yüksek finansman maliyetleri, daralan iç talep, tahsilat krizleri ve kamu borçları kıskacında sıkışmış durumdadır. Bu insanlar yeni teşvikler istemiyor; sadece yarın da dükkanlarını açabilmek ve işeletmelerinin yaşamlarını devam ettirmek istemektedirler.
Böyle bir yapılandırma sadece esnaf için değil, kamu maliyesinin tahsilat kabiliyetini artıracağı için devlet için de en rasyonel seçenektir.
Unutulmamalıdır ki; kepenk kapatan her işletme, sadece vergi dairesinin kaybettiği bir sicil numarasından ibaret değildir. Kaybedilen her işletme; istihdamın, üretimin, yerli sermayenin ve toplumsal dinamizmin kaybıdır. Ekonomiyi büyütmek istiyorsak, önce elimizdeki değerleri yaşatmak zorundayız.
Çünkü bugün Türk esnafının beklediği şey yeni bir borç sarmalı değil; yeniden nefes alabileceği adil bir fırsatın devletleri tarafından yaratıldığını görmektir.
Ahmet DEMİR
Mali Müşavir